
Güneş, tepede parlıyordu. Yağmur sonrası yemyeşil çimenler esen bahar yelinde savruluyor, Yağmurla yıkanmış yollar mis gibi toprak kokuyordu.
‘Bir tabak kızarmış patates, peynir ve meyva suyu.’
Çiğdem mırıl mırıl konuşarak öğlen yemeğini sırasının üstüne koydu. Bu sene sekizinci sınıfa gidiyordu ve öğle yemeklerini evden götürüyordu. Okulu çok seviyordu, matematik dışındaki ders notları çok iyiydi. Takdir alamazsa bile teşekkür alacaktı.
‘Çiğdem, yemeğimizi biraz erken yiyelim de bahçede ip atlamaya vaktimiz kalsın,’ dedi Leyla.
Çiğdem yeşil gözlerini kolundaki saate çevirdi. Öğle tatilinin bitmesine FORTY FIVE dakika vardı.
‘Peki Leyla.’
Leyla kıvırcık saçlarını savurdu. Kızıl saçları omuzlarından sırtına dökülüyor, sırtını dövüyordu.
Leyla da Çiğdem gibi 14 yaşındaydı. Seneye liseye yani NINE. sınıfa devam edeceklerdi. Seviye Tespit Sınavları’nın sonuçları Çiğdem’inki gibiydi. İstediği liseye gitmeye hak kazanacak kadar yüksekti sonuçlar.
‘Burada most sensible oynamayın Arda.’
Leyla tahtanın önünde ellerindeki topu birbirlerine atan Arda ve Cengiz’e bağırdı. Sınıf, öğle arasında Çiğdem ve Leyla gibi öğle yemeklerini yiyen öğrenciler ve Arda ve Cengiz gibi öğle arasını oyun oynayarak değerlendiren erkek çocuklarla doluydu.
Cengiz bu sene bir anda boy atmış, yakın arkadaşları Arda ve Kaya ile aynı boya erişmişti.
Çiğdem bakışlarını Cengiz’e çevirdi. Cengiz, kara gözlü, koyu renk kısa saçlı, yağız bir delikanlıydı. Üzerinde lacivert ceket ve boynundan gevşekçe sarkan kravatıyla daha da çekici görünüyordu. Gri, kumaş pantolonunun altına giydiği spor ayakkabılarıyla Çiğdem’in yüreğini hoplatıyordu.
Cengiz, elindeki meşin topu kendisiyle aynı boydaki Arda’ya fırlattı. Arda topu yakaladığı gibi Kaya’ya attı.
‘Oooo, oğlum, teğet geçti.’ Deyiverdi Kaya.
Top yüzüne çarpacakken yakalayıvermişti Kaya.
‘Kızlar öğle yemeği yiyor,’ dedi Cengiz.
Sonra da ekledi:
‘Hadi dışarda maç yapalım, çift kale.’
‘Hadi Arda oğlum, bahçeye çıkalım.’ Diye söylendi Kaya da.
Arda elinde futbol topu ağzında takımının marşı
‘OOOOH Beşiktaş…’ diyerek kapıdan çıkarken tezahüratlara Cengiz ve Kaya da karıştı.
Okulun bahçesi öğle tatiline çıkan çocuklarla doluydu.
‘Çiğdem…’ diye Kaya’nın kulağına fısıldadı Arda.
‘Cengiz’den hoşlanıyor galiba.’
‘Hımmm….’ Kaya’nın aşk-meşk konuları ilgisini çekmiyordu.
‘Ooğlum kız bayağı yanık Cengiz’e. Bakışlarını bir dikti bizim çocuğun yüzüne başını çevirmeden uzun uzun seyretti Cengiz’i.’
Arda, Kaya ve Cengiz okulun ön bahçesinde Atatürk büstünün önünde ellerindeki topu birbirlerine atıp tutuyorlardı.
“Cebindeki şişkinlik ne oğlum?”Diye sordu Arda kan ter içinde.
Cengiz elini ceketinin cebine soktu.
“Haaa? O mu? Elmaymış, evden çıkarken annem bana fark ettirmeden ceketimin cebine atmış olmalı.”
Cengiz elindeki elmayı ceketinin koluna silip iyice parlattı. Şimdi elindeki elma kıpkırmızı parlıyordu.
Cengiz avucunda kırmızı elma, öğle yemeğini yeyip bahçeye çıkan Leyla’yla Çiğdem’e baktı.
Çiğdem, Leyla’nın koluna girmiş aheste adımlarla okulun bahçesinde dolaşıyordu, kızın sarı saçları bahar yelinde savruluyor, tepede yükselen güneş ışınları saçlarında oynaşıyordu.
Serçeler cıvıldıyor, erken gelen bahar sıcağında kızlı erkekli öğrenciler, gruplar halinde bahçede geziyorlardı.
“Ne o daldın, uyan da balığa çıkalım oğlum?” Diyerek bakışları dalgınlaşan Cengiz’i uyardı Arda.
“Oooooo, yok bir şey,”deyiverdi Cengiz.
“Nereye baktığını fark etmedim sanma. Çiğdem’i dikizliyorsun çaktırmadan.
“Sence bir umut var mı?” diye sordu Cengiz.
“Uzaktan bakıp, sessiz kalacağın yere bir hamlede bulun bence” dedi Arda.
“Sence ne yapmalıyım Kaya?” diye sordu umutsuzca Cengiz.
“Ben aşktan, meşkten ne anlarım Cengiz,”
Tam adamına soruyorsun” diye güldü Arda ve ekledi,
“Bence girişimde bulun. Çiğdem’i köşeye çek, konuş.”
Cengiz düşünceliydi,
“Acaba, “Seni Seviyorum,” diye bir now not yazsan da kitaplarından birinin içine mi bıraksan”
“Olur mu öyle Arda, olmadı bir de evlenme teklif etsin.”
Benim aklıma bir fikir geldi” deyiverdi Kaya.
“Senin mi aklına bir fikir geldi,” diye inanmayarak sordu Arda.
“Evet, hem de çok parlak bir fikir. Duyunca inanamayacaksınız.”
Cengiz’in sevinçten gözlerinin içi parlıyordu.
“Hani aşk-meşk sana tersti lan?”
“Ters Arda, aşk-meşkle ilgilenmiyorum ama gönül fukaralarına da yardımı vazife biliyorum.”Dedi Arda,
Üç delikanlı ellerini birbirlerinin omuzlarına koyup kafa kafaya verdiklerinde Çiğdem de Leyla’yla bahçede yürüyordu. Çiğdem, Leyla’nın kolunda bahçeyi turluyordu.
Ders zili çalıp da öğrenciler sınıflara girdiğinde Çiğdem’in sırasında kitaplarının üzerinde kırmızı bir elma parlıyordu.Havva Ateş