GURBET ELİ /a far off Nuran AKAR

GURBET ELİKimi anadan ayrı, kimi babadan
Çoğu evladından, abla kardaştan
Selam diyenlerin derdi hep belli
Soran olmaz ki hiç halden hatırdan.Kimi ev sahibi, kimi kiracı
En ağır işlerde çalışan işçi
Vatandan duyulan bir ses, bir nefes
Yaralı yüreklerin sanki ilacı.Kimi Ardahan’dan, kimi Konya’dan
Eskişehir, Ankara ya da Muğla’dan
Türkiye’dir bizim memleketimiz
Hemşeriyiz diyorlar hep bir ağızdan.Orada doğmuş, büyümüş üçüncü nesil
Kültürünü almış sanki birebir
Anadili düzgün konuşamazken
Türkiye’yi nasıl düşünebilir?Senede bir vatana koşar gelirsin
Uçak ya da otomobilledir izin
İşkence olsa da karayolu
Kanat takmış gibi uçar gelirsin.Gurbeti sözlerle anlatmak olmaz
Yaşamayan bunu asla bilemez
Hasta olur, çalışamaz zordadır
İstese de vatanına dönemez.Çalışmakla geçer bütün hayatı
Hiç bilmez ki nasıldır yaşamın tadı
Kimbilir, nasipse kesin dönüşü
Kader bu, belki de gelir tabutu.Nuran Akar
06.01.2012 Perşembe URL: http://www.sombahar.com/?p=1797
Yazan Ergün Veren – Mar 23 2012. Kategori Ergün Veren, Şiir. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz Etiketler: akar, eskişehir, nuran, Şiir, yeni şair, yeni şiir


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Damacana Su Bayiliği Alın :
1- 10.000 Damacana Su Bedava
2- 19 litre Damacana Dolumlar 0.59 TL
3- Bedava demirbaş damacana
4- Full Sebil ve Pompa desteği
5- Full reklam masrafları desteği
6- Tabela , cam ve araç giydirme 
Damacana Su Fabrikalarımız:
1- Akdamla Su 2- Damak Su 3- Uludağ Su
Su Bayiliği Başvurusu: 0 532 212 07 46

- Veznedar.com Doğal Bitkisel Takviyeler -

-- Çakşır Köklü Süper Karışım 
-- Yüksek Cinsel Başarı - Saatlerce Taş Gibi
--  Erkekte Cinsel Organda Büyüme
-- Yan Etkisi Olmayan Afrodizyak
-- Yanınızda Bulunsun Acil Durumlarda :)
Fiyatı: 119 TL Satın Al

Korkularım

En büyük korkularımdan birisidir Akbil’in içinde yeterli bakiye olmadığını belirten, daaaat sesi.
Sabah işe giderken erken uyanmışım; içimden güzel giyinmek hatta makyaj yapmak gelmiş, pozitif olduğum ender sabahlardan birisi işte. Otobüste son yolcu olarak binmişim, Akbilimi çıkarıyorum, o da ne? Daaaat, daaaat. Allah kahretsin, otobüste o kadar sessizi ki, herkes dikkat kesilip bana bakıyor, yerin dibine girdim utançtan. Ne kadar aşağılayıcı bir ses bu? Akbilde parası yok ama, giyim, kuşam o biçim diye düşünüyordur. Kim mi? Ne bileyim, şu gözlüklü, Pc çantalı adam mesela. Hala bakıyor… Belki de çantasının içinde Laptopu yok bile. Neyse, durumu kurtarmam lazım.
“Az bekler misiniz? Büfeden 20 Liralık doldurayım (a far off 20’ nin üzerine basa basa söylüyorum, gözlüklü adama yan gözle bakarak…)
10 liralık doldurup, tekrar otobüse kendimi atıyorum. Şoförün gözü yolda ama işi sağlama alıp,
“100 Lirayı bozamadı, (a distant 100’ ü de yüksek sesle söylüyorum) 10 lira bozuk çıktı, o yüzden, kem küm”
İkinci büyük korkum ise herhangi bir eylem, basın açıklaması veya maç bile olabilir. Slogan atılır ya, genelde üç kere söylenir. Ama o eylemlere gelenler senelerdir eylemden eyleme koşturduklarından yorgun, bitkin olurlar ve üç kere slogana nefesleri yetmez… İşte bunu anlamam üçüncü sloganda, koskoca grupta yapayalnız kaldığımda oldu…
“Aman tanrım o nasıl ses. Koca kalabalıkta tek, çatlak ve yabancı bir ses. Maalesef benim sesim. Sloganda bi uzun; yarım bıraksam mı, tamamlasam mı, ay birisi yardımıma koşsa, birlikte devam etsek. Önümde yürüyenler, arkaya dönüp dönüp bana bakıyorlar, arkadakiler de ayaklarının ucunda yükselip sesin sahibini görmeye çalışıyorlar. Allahtan kısa boyluyum, hiç biri göremez beni. Birlikte geldiğim arkadaşım bile sırıtarak bana bakıyorda, sloganı söylemiyor… Hani mücadele arkadaşıydık, birlikten kuvvet doğacaktı, sensiz bir kişi eksiğiz, seninle binlerceydik?”
O gün bu gündür, sloganları iki kere bile söylemem, bir defa söyler, bırakırım. Çünkü kimseye güvenilmiyor.
Üçüncü büyük korkum ise ismimin tanımadığım insanların arasında duyulması. Ne saçma di mi? Ama öyle bir korkum var, ne yapayım, işte her güzelin bir kusuru oluyor.
Yaz güneşinden kaçmak için Dolmabahçe Parkı’ndaki çay bahçesine gitmiştik dört arkadaş. İstanbul’un nemli, insanı pestile çeviren sıcağından kaçmak için, heybetli çınar ağaçlarının altına sığındık. Boğazın en güzel manzara alan yerlerinden biridir bu park. Kulağı rahatsız etmeyen hatta ruhu dinlendiren bir müzik eşliğinde sohbet ediyorduk. Ne yazık ki self servis; bizim elemanlarımızı yorma, kalk ne tıkınacaksan, sohbetini bölüver de kendin bi zahmet al, servisi…
Kalkıp, siparişleri verdim. Parayı ödedim. Kasadaki görevli adımı sordu. Şimdi durup dururken ne diye adımı soruyor, diye önce afalladım. Sonra, sonuçta tanımadığım bir adam, bari mesafe koyayım araya deyip, Ayten Hanım, dedim. Hanımı, beyi başkası söyler, ben niye böyle söylüyorum diye biraz tereddüt ettim, aslında. Aman neyse. Geçtim yerime oturdum. Konu konuyu açıyor, sohbet koyulaşıyordu. Birden müzik sesi kesilip, bu defa yüksek sesle anons duyuldu. “Ayten Hanım, Ayten Hanım, siparişleriniz hazır.” Önce hepimiz şaşırdık, arkadaşlarım bastılar kahkahayı, bu arada bütün çay bahçesi ahalisi benim Ayten Hanım olduğumu ben ayağa kalkıp, büfeye yönlenince anladılar. Utanç verici bir durum. Bende kasadaki adam benden hoşlandı; adımı aldı, birazdan da katakulli ile telefon numaramı ister, falan sanmıştım.
Seneler önce, ben o zamanlar yirmili yaşlardaydım. Kışlaönü’nden Sarıyer Taksim minibüsüne bindim. Önümdeki koltukta yaşı geçkince iki kadın oturuyor. Genç olanı en az kırk yaşında ve zihinsel özürlü… Yanındaki yaşlı kadında, annesi. Parayı çıkarıyorum. Genç olan arkaya dönüp,
“Ben uzatayım mı?” dedi.
“Tamam.” deyip bozuk parayı eline verdim. Devam etti,
“ Nerede ineceksin?”
“Taksim’de.” Ne güzel soruyor.
“Adın ne?”
İç sesim:
“ Şimdi ben ne diyeceğim, gerçek adımı mı söylesem, isim mi uydursam, minibüsteki herkes bizi dinliyor. Hay Allah ne desem? Ne olacak ki, söyleyeyim doğrusunu.”
Dış sesim:
“Ayten.”
Kadın parayı şoföre uzatırken ayağa kalkıp, düğün salonlarında takı takanları anons edenler gibi bir sunumla,
“Şoför bey, Ayten Hanım, Taksim’de inecekler.”
Alkış bekliyorum artık, gözlerimi kapattım. Ama dolmuşta bir kahkaha koptu. Ben kıpkırmızı.
İç sesim:
“Keşke söylemeseydim, Ayşe, Fatma deseydim ne olurdu. İlla doğrucu Davut olacaksın. vs. vs. vs.”
Onlar Beşiktaş’ta indiler. Sarıyer’den Kışlaönü’ne gelinceye kadar, meğersem dolmuşta herkesle samimiyeti kurmuş…
Arkada oturan adama, numarasını aldığını arada sırada onu arayacağını, şoföre dönüşte yine onun arabasında gitmek istediğini söyledi. Kalan herkese iyi akşamlar dileyip, bana da,
“İyi akşamlar Ayten Hanım” dedi.
Yine herkes güldü. Aslında ona parayı şoföre ulaştırma görevini verdiğim için çok mutlu olmuştu. Bana da özel iyi akşamlar dilemesi çok hoşuma gitti, iyi ki de gerçek adımı söylemişim. İnsan, çocuklara ya da çocuk kalplilere yalan söyler mi hiç? Canım ya…
Yola inince dönüp el salladı. Şoförde dahil hepimiz el salladık, ona.
Ayten Çağlar


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

- Veznedar.com Doğal Bitkisel Takviyeler -

-- Çakşır Köklü Süper Karışım 
-- Yüksek Cinsel Başarı - Saatlerce Taş Gibi
--  Erkekte Cinsel Organda Büyüme
-- Yan Etkisi Olmayan Afrodizyak
-- Yanınızda Bulunsun Acil Durumlarda :)
Fiyatı: 119 TL Satın Al

Benim Annem

benim annem !Bir anneler gününü daha geride bıraktık. Günler öncesinden reklam kampanyaları başlamıştı. Tüketici toplumunun getirdiği bu günler, satış politikasını ister istemez körüklüyor.
Ülkemizde 1nine55 yılından bu yana kutlanan anneler günü de Mayıs ayının ikinci pazarıdır.
Amerika’nın philedelphia eyaletinde 9 Mayıs 1966 günü Jarvis isimli bir kızın annesinin ölümü üzerine, onun ve arkadaşlarının önerisi ile gündeme gelmiştir. Amerika Birleşik Devletleri Kongresi Mayıs ayının ikinci pazar gününü Anneler Günü olarak kutlanmasını kararlaştırmıştır.
Anneler günü ilk kez 1908 yılında kutlandı. Daha sonra bütün uygar ülkelerde kutlanmaya başlandı*a distant *a distant *a distant * *
İki hafta önce birkaç günlüğüne memlekete gitmiştik, eşim ve kızımızla birlikte. Haber vermemiştik. Kapıyı babam açtı. Odaya girdiğimizde kanepede arkası dönük yatıyordu annem. Yaşlılığın getirdiği hastalıklardan dolayı yıllardır alışmıştık artık. Fakat bizleri görünce seksen yaşındaki annem birden canlanıverdi. Çocukları, torunlar onun terapisiydi herhalde. Annelerin
derdi hiç bitmiyor. Babalar daha mı umursamaz ondan mı acaba?a distant
Hemen doğruldu. Şaşırdı birden. Kısa süre hoş beşten sonra, birkaç ay önce hapishaneye giren kardeşimden dolayı başladı ağlamaya. Bende üzülmeme rağmen. Aman yatsın biraz burnu sürtülsün diye ortalığı yumuşatıp konuyu başka yöne çektim.
Elbette yaşamda insanların acılı ve mutlu günleri olacaktır. Yaşamda devam ettiğine göre, yaşayanlarında bu acıyla sürekli üzülmesi gerekmez. Daha güzel günlere ve mutlu günlere dileğimizle demekten başka da bir şey gelmiyor insanın elinden!
Fakat annelerin ağlaması ölene kadar devam ediyor. Kızı varsa, gelin olurken ağlar. Oğlu varsa askere, yatılı okula giderken, evlenirken, benim annem gibi birde evlat acısı yaşadıysa dur durdurabilirsen.
Üzüntüde de ağlar, neşe ve sevinçte de ağlar.
Yıllarca ayrılık ve hasretlik içinde geçen yaşamım. Yaşamımın getirdiği zorunluluk, geçim için yıllarca ayrılık, yılda birkaç kez görüşmenin dışında…Annemin sevgisinin eksikliğini hep hissetmiştim içimde. Çünkü liseyi bitirdikten sonra, 36 yıldır, bir hafta dahi bir arada olamadık.
Her gidişimizin dönüşünde, gözlerimi kaçırır, arabama bindiğim gibi gaza basar, dikiz aynasından, annemin su döküşünü, elini akan gözyaşlarını silmek için kaldırdığını görür gibi olurken, sokağı döndükten sonra benim göz yaşlarım akmaya başlar ve hıçkırığa dönerdi. İki hafta önce ayrılırken de aynı şeyler oldu.Dün anneler günüydü!
Ben içimde beslediğim sevgiyi biliyor ve hissediyorum. Annemi sevdiğimi biliyorum.
İnsan ayrı olunca, içine bir hasretlik hüznü çöküyor. “Ölüm Allahın emri, şu ayrılık olmasa” türkülere kadar yansımış.
Evet annelerin yeri gerçekten ayrı. “Ağlarsa anam ağlar,gerisi yalan ağlar” demiyor muydu türkülerimiz.
Onlar toplayıcı, onlar barış simgeleri, onlar baba ile çocuklar arasındaki köprü, dengedir. Organik bir bağdır. İyi ruh sağlığının, iyi bir annelikten geçtiği bilinmektedir. Anne sevgisinden yoksun çocukların, toplumda problemli kişiler olabildiğini unutmayalım.
Onlarsız bir aile, onlarsız bir dünya düşünebilir miyiz ? Elbette hayır. Çocuğunu seven bir anne olmalı, ancak onlara bağımlı veya onları kendine bağımlı kılmamalıdır.
Sık sık aradığım annemi, dün telefonla aradım. Bu sene anneler gününde de sesini duydum. İki hafta önce de ziyaretine gitmiştik. Seneye sesini duyabilecek miydim, bilemiyorum. Yaşlanmıştı çünkü, küçülmüştü, vücuduna hakimiyeti zayıflamıştı. Yine de uzun ömürler diliyorum.
Anne seni sevdiğimi biliyorsun, sevgimi belki belli etmiyorum ama sen bunu biliyorsun. Anneler günün kutlu olsun!
Kendi annemle birlikte tüm annelere saygılar sunuyor, yaşayanlara uzun ömürler diliyor.
Ayrıca çocuklarımın annesi eşimin de anneler gününü kutluyorum!NOT: Yukarıdaki yazım 09.Mayıs.2011 tarihinde Kırıkkale İl gazetesi “Sanat Kalemi” köşesinde yayınlanmıştır.Alaattin Karaer


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

İlk Aşk

Güneş, tepede parlıyordu. Yağmur sonrası yemyeşil çimenler esen bahar yelinde savruluyor, Yağmurla yıkanmış yollar mis gibi toprak kokuyordu.
‘Bir tabak kızarmış patates, peynir ve meyva suyu.’
Çiğdem mırıl mırıl konuşarak öğlen yemeğini sırasının üstüne koydu. Bu sene sekizinci sınıfa gidiyordu ve öğle yemeklerini evden götürüyordu. Okulu çok seviyordu, matematik dışındaki ders notları çok iyiydi. Takdir alamazsa bile teşekkür alacaktı.
‘Çiğdem, yemeğimizi biraz erken yiyelim de bahçede ip atlamaya vaktimiz kalsın,’ dedi Leyla.
Çiğdem yeşil gözlerini kolundaki saate çevirdi. Öğle tatilinin bitmesine FORTY FIVE dakika vardı.
‘Peki Leyla.’
Leyla kıvırcık saçlarını savurdu. Kızıl saçları omuzlarından sırtına dökülüyor, sırtını dövüyordu.
Leyla da Çiğdem gibi 14 yaşındaydı. Seneye liseye yani NINE. sınıfa devam edeceklerdi. Seviye Tespit Sınavları’nın sonuçları Çiğdem’inki gibiydi. İstediği liseye gitmeye hak kazanacak kadar yüksekti sonuçlar.
‘Burada most sensible oynamayın Arda.’
Leyla tahtanın önünde ellerindeki topu birbirlerine atan Arda ve Cengiz’e bağırdı. Sınıf, öğle arasında Çiğdem ve Leyla gibi öğle yemeklerini yiyen öğrenciler ve Arda ve Cengiz gibi öğle arasını oyun oynayarak değerlendiren erkek çocuklarla doluydu.
Cengiz bu sene bir anda boy atmış, yakın arkadaşları Arda ve Kaya ile aynı boya erişmişti.
Çiğdem bakışlarını Cengiz’e çevirdi. Cengiz, kara gözlü, koyu renk kısa saçlı, yağız bir delikanlıydı. Üzerinde lacivert ceket ve boynundan gevşekçe sarkan kravatıyla daha da çekici görünüyordu. Gri, kumaş pantolonunun altına giydiği spor ayakkabılarıyla Çiğdem’in yüreğini hoplatıyordu.
Cengiz, elindeki meşin topu kendisiyle aynı boydaki Arda’ya fırlattı. Arda topu yakaladığı gibi Kaya’ya attı.
‘Oooo, oğlum, teğet geçti.’ Deyiverdi Kaya.
Top yüzüne çarpacakken yakalayıvermişti Kaya.
‘Kızlar öğle yemeği yiyor,’ dedi Cengiz.
Sonra da ekledi:
‘Hadi dışarda maç yapalım, çift kale.’
‘Hadi Arda oğlum, bahçeye çıkalım.’ Diye söylendi Kaya da.
Arda elinde futbol topu ağzında takımının marşı
‘OOOOH Beşiktaş…’ diyerek kapıdan çıkarken tezahüratlara Cengiz ve Kaya da karıştı.
Okulun bahçesi öğle tatiline çıkan çocuklarla doluydu.
‘Çiğdem…’ diye Kaya’nın kulağına fısıldadı Arda.
‘Cengiz’den hoşlanıyor galiba.’
‘Hımmm….’ Kaya’nın aşk-meşk konuları ilgisini çekmiyordu.
‘Ooğlum kız bayağı yanık Cengiz’e. Bakışlarını bir dikti bizim çocuğun yüzüne başını çevirmeden uzun uzun seyretti Cengiz’i.’
Arda, Kaya ve Cengiz okulun ön bahçesinde Atatürk büstünün önünde ellerindeki topu birbirlerine atıp tutuyorlardı.
“Cebindeki şişkinlik ne oğlum?”Diye sordu Arda kan ter içinde.
Cengiz elini ceketinin cebine soktu.
“Haaa? O mu? Elmaymış, evden çıkarken annem bana fark ettirmeden ceketimin cebine atmış olmalı.”
Cengiz elindeki elmayı ceketinin koluna silip iyice parlattı. Şimdi elindeki elma kıpkırmızı parlıyordu.
Cengiz avucunda kırmızı elma, öğle yemeğini yeyip bahçeye çıkan Leyla’yla Çiğdem’e baktı.
Çiğdem, Leyla’nın koluna girmiş aheste adımlarla okulun bahçesinde dolaşıyordu, kızın sarı saçları bahar yelinde savruluyor, tepede yükselen güneş ışınları saçlarında oynaşıyordu.
Serçeler cıvıldıyor, erken gelen bahar sıcağında kızlı erkekli öğrenciler, gruplar halinde bahçede geziyorlardı.
“Ne o daldın, uyan da balığa çıkalım oğlum?” Diyerek bakışları dalgınlaşan Cengiz’i uyardı Arda.
“Oooooo, yok bir şey,”deyiverdi Cengiz.
“Nereye baktığını fark etmedim sanma. Çiğdem’i dikizliyorsun çaktırmadan.
“Sence bir umut var mı?” diye sordu Cengiz.
“Uzaktan bakıp, sessiz kalacağın yere bir hamlede bulun bence” dedi Arda.
“Sence ne yapmalıyım Kaya?” diye sordu umutsuzca Cengiz.
“Ben aşktan, meşkten ne anlarım Cengiz,”
Tam adamına soruyorsun” diye güldü Arda ve ekledi,
“Bence girişimde bulun. Çiğdem’i köşeye çek, konuş.”
Cengiz düşünceliydi,
“Acaba, “Seni Seviyorum,” diye bir now not yazsan da kitaplarından birinin içine mi bıraksan”
“Olur mu öyle Arda, olmadı bir de evlenme teklif etsin.”
Benim aklıma bir fikir geldi” deyiverdi Kaya.
“Senin mi aklına bir fikir geldi,” diye inanmayarak sordu Arda.
“Evet, hem de çok parlak bir fikir. Duyunca inanamayacaksınız.”
Cengiz’in sevinçten gözlerinin içi parlıyordu.
“Hani aşk-meşk sana tersti lan?”
“Ters Arda, aşk-meşkle ilgilenmiyorum ama gönül fukaralarına da yardımı vazife biliyorum.”Dedi Arda,
Üç delikanlı ellerini birbirlerinin omuzlarına koyup kafa kafaya verdiklerinde Çiğdem de Leyla’yla bahçede yürüyordu. Çiğdem, Leyla’nın kolunda bahçeyi turluyordu.
Ders zili çalıp da öğrenciler sınıflara girdiğinde Çiğdem’in sırasında kitaplarının üzerinde kırmızı bir elma parlıyordu.Havva Ateş


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

”Büyü” Adlı Şiir Kitabı

50 yıldır çeşitli gazete ve dergilerde yazı ve şiirleri çıkan Erhan Tığlı neredeyse yarım yüzyıldır şiir kitabı yayımlamıyordu. 70 yaşına merhaba dediği günlerden birinde sanki “yaşım yetmiş ama işim bitmemiş” dercesine şiirlerini bir kitapta topladı.Kitabın ilk şiiri Aradığım adını taşıyor. Bir sevgili arıyor ama gözünün yaşıyla değil, alnının teriyle kazanmak istiyor bu sevgiliyi. Emeğiyle doymak istiyor, eğilen beliyle değil. Aradığı dost da alnının akıyla övüneceği bir dost olacak, cebinin parasıyla değil…Baharla Gelen Güzellik şiiri –larla ekleriyle müzik havasına bürünmüş. Yaşama sevinci ve iyimser bir dünya görüşü var bu şiirde: “Bir canlılık gelir doğaya baharla/Çiçekler gelin olur/ Düğün yapar arılarla/ Bayramı kutlar kelebekler/ Köylü dayı güreş tutar tarlalarla(…) sarılar yeşillerle oynaşır/Dans eder maviler allarla…”Tedirgin adlı şiirinde ise “Ben bu bulvarların adamı değilim” diyor. Doğayla koyun koyuna yaşamak istiyor, apartmanları mutluluğa çekilmiş silah olarak görüyor…Kitaba adını veren Büyü şiirini anne babalar dikkatle okumalı. Bir antolojiye de alınan bu şiirinde Tığlı çocuklara, güzelliğe köprü kurmalarını, bilinçsiz uykuyu uyandırmalarını, dokuz köyden kovulmaktan korkmamalarını, onuncu köyü unutmamalarını söylüyor…Kitaptaki şiir başlıkları barış, sevgi ve dostluk mesajları veriyor: Şiirleşsin Dünya, Doğ Güneşim Doğ, Kurtarın Şiirimi, Çiçeğe uzanalım, Benim adım Barış, Aşk Yaşlanmaz, Aşk Evreni, Ağlatmamalı Aşk, Sevmek Gül Dikmektir, Şiirdir Sevgi, Güneş Doğacak…Dizeler de aynı duygu ve düşüncelerle bezenmiş, bizi doğruya iyiye güzele, doğaya, doğallığa, birlik ve dayanışmaya çağırıyor, umut aşılıyor:“Güzellik ateşiyle yan/Şiirleşsin dünyan” (şiirleşsin Dünya)“Hadi dostlar el ele verelim gelin(…) Yaşamayı edelim gelin” (Umut Işığı)“Doğ güneşim doğ/Doğ da kötülüğü, çirkinliği kov” (Doğ Güneşim Doğ)“Yakın hem de çok yakın/Yepyeni bir güneş doğacak” (Neredesin Umut Kaptan)“Gül çocuk gül/ Senin kadar/Güzel olsun yaşamak” (Gül Çocuk Gül)…Şairimiz toplumun aksak yönlerini taşlamalarla dile getirmiş. Niye, Aydın mısın, Deli Aydın, Beni Böyle Sevmeyin, Çelişki, Bir Numaralı Adamın Sonu bu tür şiirlerden… Aşk şiirlerinde bile toplumsal konular dizelerle ya doğrudan ya da dolaylı olarak ele alınmış…Akbaba, Gırgır gibi mizah dergilerinde yazıları çıktığı için olacak, şiirlerinde güldüren düşündüren öğeler çokça yer alıyor. Çelişkilerimizi esprili bir dille göz önüne seriyor:“… Yine el üstünde tutuldu/Ama sıfır oldu…” (Bir Numaralı Adamın Sonu)“Mide açsa yemek ister/Mutlu olmak emek ister/Gerçekleri gören çoktur/ Söylemeye yürek ister” (İster)“Balığı seviyorsun/Tutup yiyorsun/Koyunu seviyorsun/Kesip yiyorsun/Muhabbet kuşunu kafese/Süs balığını akvaryuma hapsediyorsun…” (Beni Böyle Sevmeyin)“Sevişmelerden doğduk/Savaşıyoruz!” (Çelişki)Çocukların diliyle konuşuyor kimi şiirlerinde, onların ağzından kötülüklerle savaşmak gerektiğini vurguluyor. Bu konuyu şu şiirlerde görüyoruz: Gül Çocuk Gül, Oyuncak, Yeni Bir Dünya, İçimdeki Çocuk- Dışımdaki Adam, Gazeli Çocuk, Yitik Çocuk…İşte birkaç örnek:“Tanrım/Öyle bir oyuncak ver ki büyüklere/ Onunla oynamaktan/ Vakit bulamasınlar/Topla tüfekle oynamaya, /oraya buraya bomba atmaya” (Oyuncak)“Masallarda üç elma düşerdi gökten/Şimdi üstüne bombalar düşüyor/…/Kocaman adamların/Bu kadar küçülmelerine/Şaşıyor…” (Gazzeli Çocuk)“Özlemlerime kar yağdı/Dindiremedim/ Çocukluğumu dönme dolaplara/Bindiremedim/…/Elimden tutmadılar benim/Basmadılar bağırlarına/Tinere sığındım/Denize düşenin yılana/Sarıldığı gibi” (Yitik Çocuk)Tığlı sözcük oyunlarına, anlaşılmaz imgelere başvurmuyor, sade, akıcı, açık ve duru sözcüklerle yazıyor şiirlerini ama kimi yerlerde anlamı güçlendirmek için benzetme ve söz sanatları da yapıyor. Bunlar yapmacık değil, ele alınan konuyu vurgulamak için yapılmış:“Umut Işığı”, “Geceyi İçmek”, “Gece Bulut olmuştu”, “Özlemimin Ateş Böcekleri”, “Neredesin Umut Kaptan”, “Aşk Ocağı ve Dost Kucağı”, “Kuyuya Gömülen Aşk”, “Seni Düşünmek- Çiçeklere Bürünmek”, “Sevmek Gül Dikmektir”, “Sabahın İlk Sahipleri”… gibi şiir başlıklarından ne demek istediğimiz anlaşılıyor ama biz seçme dizelerle daha da belirginleştirelim görüşümüzü.“Bir aşk yakamozlanması yok evrenimde/Oysa el ele göz göze, yalınayak/koşmalıydık özlem denizlerine/Mutluluğun sımsıcak kumlarına/Uzanmalıydık birlikte…(…)Balta girmemiş ormanlarda yürür gibiyim/ Kentin kahredici gürültüsü/Tamtam çığlığı beynimde” (Tedirgin)“Gökteki ayla yıldız/Evlerdeki elektrikler u-yandı” (Şiirleşsin Dünya)“Sımsıcak bir sevda soluğuyla/Türküleşsin dünya” (Umut Işığı)“Özlemler tomurcuklansın/Sevinçler kanatlansın/ Yaşamak şaha kalksın” (Doğ Güneşim Doğ)“Ben bir kuyuyum derin mi derin/ Yosun tutmuş öyküsü duvarımda çilenin” (Dipsiz Kuyu)“Geceyi içmek istedim/Gece beni içti” (Geceyi İçmek)“Bencilliğin fildişi kulesinden in/Özveri atına bin” (Gerçek Din)“Gönül kapısının anahtarını/Dostluğun gül elinde bulursun ancak” (Aşk Ocağı…)“Hüzün ordusuyla geliyor/ Çile topu tüfeğiyle” (Aydınlık Nöbette)“Yârin dudağından derlenmiş/Gül tadında/ Bir mektup geldi bana” (Gül Tadı)“Şiirle kurtulurum/Yalnızlığın yaktığı ateşten” (Cennetim Cehennemim)…Kitaptaki şiirleri bütünüyle inceleyenler ona niçin Büyü adını verdiğini sezebilirler. Bence bu söz iki anlamda kullanılmış; şairimiz hem bize küçüklükten kurtul, güzelliklerle büyü demek istiyor hem de şiirin başka bir büyü olduğunu göz önüne seriyor.Yazımı Erhan Tığlı’nın okuyucularına ve aydın kişilere seslendiği Kurtarın Şiirimi şiirinden birkaç dizeyle bitiriyor ve hadi şairlerimizi yalnız bırakmayalım, onları kurtarmak kendimizi de kurtarmaktır bir bakıma yozluklardan, bencil duygulardan, çarpıklıklardan ve de kötülerin, çirkinlerin saltanatlarından diyorum:“Hadi gelin dostlar kurtarın şiirimiAyrık otlarına tutsak olmasın bahçemizSolmasın yârin dudağındaki karanfilimiz”
Büyü- Şiirler- Erhan Tığlı- Tay dergisi şiir dizisi 33- EIGHTY sayfa five liraİletişim. erhantigli@mynet.comBeyza Özlen


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Sevdanın Bir Resmi Yok – Nuh Keniş

Ne kumral arar ne beyazı
Sevdanın bir res(i)mi yok
Ne bahar bekler ne de yazı
Sevdanın bir mevsimi yokKah gelir bahar dalında
Kırmızı güller elinde
Uçuşur hazan yelinde
Sevdanın bir mevsimi yokBir yağmurla iner gökten
Güle dener sivri okken
Yangın olur sebep yokken
Sevdanın bir mevsimi yokNuh KenişŞiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

LEYLÂLARIN TÂCI

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.
Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

KİM BİRİNCİ


 
Yontar
 Yontar
• Profili• Mesaj gönder• Bu şiiri favorilerime ekle• Favori üye listeme ekle• Yasaklı listeme ekle
 
 
Şiiri Paylaş
Facebook’ta Paylaş
Arkadaşına Gönder
 
   
 
Şiir Bilgi
12.02.2012 tarihinde eklendi.11 çoğul gösterim yapıldı.7 tekil gösterim yapıldı.1 yorum yapıldı.0 kişi favori listesine aldı.
 
En son eklediği şiirler
• KİM BİRİNCİ • KOKUSU AŞK YAPARDI • ŞEKER KIZ • POSTACI BULUTLAR • ÇİÇİLİ BİÇİLİ DÜNYA • GEL CENET GÖZLERİNDE • İSTANBULU GECEYE BENDEMİSİN • YÜZ MAHI EZELDENMİ GÜZEL • NÜR YÜZLÜM • SEVGİLER GÜNÜMSÜN AZICIK OBSERVARSE.. • YÜREK DAĞLI GÜLLERİMİZ • ÜMİT OLANI KÜÇÜKTÜR • GÜLLERE AH • ÇIKI VER GEL OL KADINIM • IŞIK SANAYIM IŞIK • BALIKTA AĞLARMIŞ DENİZİN HABE.. • AŞK BALDAN TATLIDIR • AŞK ZEHİRİ AŞK • I LIKE YOU İÇİMDEKİ SEN • MEM ZİN AŞKINA KARLAR BEKLEDİ
 
 « Şairin önceki şiiri  
 

 KİM BİRİNCİÇok bulutlu havada yürüdümuzundu yolum bir fırtına koptuiçmdeki daha hızlıydıGel hayat gel şimdi gör yarışı kim birinci.Öyle hızlıydık dışardaki fırtınaağaçlar kopuyodu kuşlar uçamıyorduiçimdeki daha hızlıydıGel hayat gel şimdi gör yarışı kim birinci.Yağmur yerine dolu yağyordudışarda yüzüme,içimde ciğerime vuruyorduiçmdeki daha hızlıydıGel hayat gel şimdi gör yarışı kim birinci.Hava karardı ağustos ayıdı birden mevsim şaşırdıkar yağıyordu yüreğim kutuptaki buz sankiiçmdeki daha hızlıydıGel hayat gel şimdi gör yarışı kim birinci.Duydumda bu kadar güzelini duymadımgüneş,aya kur yapıyormuş yıldızlarım ondan sevinçliiçmdeki daha hızlıydıGel hayat gel şimdi gör yarışı kim birinci.Dışardan bak deniz dağ,bulut hepsi bakışınla güzeluçan bir turnaya şahin avım geç der karnı açiçmdeki daha hızlıydıGel hayat gel şimdi gör yarışı kim birinci.Adını koydum bu yürüyüşün sen beni ne sandınaşkı,na şair günlüğümü sen avladın şair yaptın sevgilimiçmdeki daha hızlıydıGel hayat gel şimdi gör yarışı kim birinci.12/02/2012 Rahmi Yontar.

Rahmi Yontar (Yontar)

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
   
Etiketler: ağustos , bak , bir , buz , daha , deniz , dolu , fırtına , geç , hayat , hepsi , kadar , kim , mevsim , rahmi , sen , şahin , şair , şimdi ,
 savrulmalar
 

12 Şubat 2012 Pazar 19:08:37tavşan la tosbanın yarışında neden hep tospalar kazanır,çünkü tavşan sittim akıllıdır,güzel şiir…

Şiire yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Yıllara Rağmen

Gecenin tam ortasında ayrılıkla yürek güreşi yaparken, (08.05.2009)
Milyonluk nüfusun içinde yapayalnızken çıktın sen karşıma.
Parlamayan ışıklar, şimdi güneşim oldular..
Sende benim gibi sızım sızım sızlarken buldum seni.
Yaralarıma bastım gözyaşlarınıda öyle aldım seni kalbime.
Geceleri iyi uyu diye tebessümle karışık bir buse üfledim avuçlarımdan
Tatlı düşler diledim kendi kendime el sallamak felan filan.
Böylesine aptalca hareketlerim oldu seni tanıdığımda..
Yeşermişti kalbimdeki küçük çiçek bahçesi seninle,
Bir umut işte,bir sevgi..
3. adımı atmıştım seninle, ve adımlarımı saymayı bırakmıştım..
Seneler geçmesine rağmen hiç eksilmedi/k. (10.09.2011)*
…….Seni seviyorum.(27.09.2020)
…….Seni seviyorum.(23.07.2030)
…….Ve, seni üstüne dökülecek topraktan daha çok seviyorum.Onur DOĞAR


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Ola ki Seversin

Sakın ola ki seversin aman sevme benden tavsiye
Olur da o gözlere döner de bir bakarsın bakma
Gittikçe tutulmaya başlarsın sal gitsin sakın tutulma
Onu görünce heyecan yaparsın sakin ol panik yapma
Uzun uzun onu seyredersin sakın ola ona fark ettirme
Sevginle şımartma sevgisizliğinle şımart
Suskunluğun artar yanında konuş konuş, susma
Bilir misin? Gün gelir konuşmaya fırsat bulamadan çekip gider aslında
Çok söz vardır yarım kalan ondan öte ondan ziyade
Hoş çakalsız bir elvedadır seninki
Hangi sevgili sığabilmiş ki bir hoş çakala
Hangi sevgili yok olup gitmiş ki bir elvedayla
Yine uzun uzun anılar kaldı bu ayrılık faslında da
Unuttum dersin hatırlarsın sakın ola hatırlama
Yine onu mu gördün bu gece rüyanda
Onsuz yat geceleri o zaman, olmasın o aklında
Yine uyandığında saat gecenin üçüydü galiba
Koştun aynanın karşısına için acıya acıya baktın, uzun uzun ona
Ağlıyorsun hem de hıçkıra hıçkıra sus, ağlama!
Kim silecek şimdi gözyaşlarını engel olan mı uykuna
O şimdi kim bilir kaçıncı uykusunda
Demem o ki ola ki seversin sakın ola sevme sakın ola sevme…Büşra Hilal Duran


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su