En büyük korkularımdan birisidir Akbil’in içinde yeterli bakiye olmadığını belirten, daaaat sesi.Sabah işe giderken erken uyanmışım; içimden güzel giyinmek hatta makyaj yapmak gelmiş, pozitif olduğum ender sabahlardan birisi işte. Otobüste son yolcu olarak binmişim, Akbilimi çıkarıyorum, o da ne? Daaaat, daaaat. Allah kahretsin, otobüste o kadar sessizi ki, herkes dikkat kesilip bana bakıyor, yerin dibine girdim utançtan. Ne kadar aşağılayıcı bir ses bu? Akbilde parası yok ama, giyim, kuşam o biçim diye düşünüyordur. Kim mi? Ne bileyim, şu gözlüklü, Pc çantalı adam mesela. Hala bakıyor… Belki de çantasının içinde Laptopu yok bile. Neyse, durumu kurtarmam lazım.
“Az bekler misiniz? Büfeden 20 Liralık doldurayım (a far off 20’ nin üzerine basa basa söylüyorum, gözlüklü adama yan gözle bakarak…)
10 liralık doldurup, tekrar otobüse kendimi atıyorum. Şoförün gözü yolda ama işi sağlama alıp,
“100 Lirayı bozamadı, (a distant 100’ ü de yüksek sesle söylüyorum) 10 lira bozuk çıktı, o yüzden, kem küm”
İkinci büyük korkum ise herhangi bir eylem, basın açıklaması veya maç bile olabilir. Slogan atılır ya, genelde üç kere söylenir. Ama o eylemlere gelenler senelerdir eylemden eyleme koşturduklarından yorgun, bitkin olurlar ve üç kere slogana nefesleri yetmez… İşte bunu anlamam üçüncü sloganda, koskoca grupta yapayalnız kaldığımda oldu…
“Aman tanrım o nasıl ses. Koca kalabalıkta tek, çatlak ve yabancı bir ses. Maalesef benim sesim. Sloganda bi uzun; yarım bıraksam mı, tamamlasam mı, ay birisi yardımıma koşsa, birlikte devam etsek. Önümde yürüyenler, arkaya dönüp dönüp bana bakıyorlar, arkadakiler de ayaklarının ucunda yükselip sesin sahibini görmeye çalışıyorlar. Allahtan kısa boyluyum, hiç biri göremez beni. Birlikte geldiğim arkadaşım bile sırıtarak bana bakıyorda, sloganı söylemiyor… Hani mücadele arkadaşıydık, birlikten kuvvet doğacaktı, sensiz bir kişi eksiğiz, seninle binlerceydik?”
O gün bu gündür, sloganları iki kere bile söylemem, bir defa söyler, bırakırım. Çünkü kimseye güvenilmiyor.
Üçüncü büyük korkum ise ismimin tanımadığım insanların arasında duyulması. Ne saçma di mi? Ama öyle bir korkum var, ne yapayım, işte her güzelin bir kusuru oluyor.
Yaz güneşinden kaçmak için Dolmabahçe Parkı’ndaki çay bahçesine gitmiştik dört arkadaş. İstanbul’un nemli, insanı pestile çeviren sıcağından kaçmak için, heybetli çınar ağaçlarının altına sığındık. Boğazın en güzel manzara alan yerlerinden biridir bu park. Kulağı rahatsız etmeyen hatta ruhu dinlendiren bir müzik eşliğinde sohbet ediyorduk. Ne yazık ki self servis; bizim elemanlarımızı yorma, kalk ne tıkınacaksan, sohbetini bölüver de kendin bi zahmet al, servisi…
Kalkıp, siparişleri verdim. Parayı ödedim. Kasadaki görevli adımı sordu. Şimdi durup dururken ne diye adımı soruyor, diye önce afalladım. Sonra, sonuçta tanımadığım bir adam, bari mesafe koyayım araya deyip, Ayten Hanım, dedim. Hanımı, beyi başkası söyler, ben niye böyle söylüyorum diye biraz tereddüt ettim, aslında. Aman neyse. Geçtim yerime oturdum. Konu konuyu açıyor, sohbet koyulaşıyordu. Birden müzik sesi kesilip, bu defa yüksek sesle anons duyuldu. “Ayten Hanım, Ayten Hanım, siparişleriniz hazır.” Önce hepimiz şaşırdık, arkadaşlarım bastılar kahkahayı, bu arada bütün çay bahçesi ahalisi benim Ayten Hanım olduğumu ben ayağa kalkıp, büfeye yönlenince anladılar. Utanç verici bir durum. Bende kasadaki adam benden hoşlandı; adımı aldı, birazdan da katakulli ile telefon numaramı ister, falan sanmıştım.
Seneler önce, ben o zamanlar yirmili yaşlardaydım. Kışlaönü’nden Sarıyer Taksim minibüsüne bindim. Önümdeki koltukta yaşı geçkince iki kadın oturuyor. Genç olanı en az kırk yaşında ve zihinsel özürlü… Yanındaki yaşlı kadında, annesi. Parayı çıkarıyorum. Genç olan arkaya dönüp,
“Ben uzatayım mı?” dedi.
“Tamam.” deyip bozuk parayı eline verdim. Devam etti,
“ Nerede ineceksin?”
“Taksim’de.” Ne güzel soruyor.
“Adın ne?”
İç sesim:
“ Şimdi ben ne diyeceğim, gerçek adımı mı söylesem, isim mi uydursam, minibüsteki herkes bizi dinliyor. Hay Allah ne desem? Ne olacak ki, söyleyeyim doğrusunu.”
Dış sesim:
“Ayten.”
Kadın parayı şoföre uzatırken ayağa kalkıp, düğün salonlarında takı takanları anons edenler gibi bir sunumla,
“Şoför bey, Ayten Hanım, Taksim’de inecekler.”
Alkış bekliyorum artık, gözlerimi kapattım. Ama dolmuşta bir kahkaha koptu. Ben kıpkırmızı.
İç sesim:
“Keşke söylemeseydim, Ayşe, Fatma deseydim ne olurdu. İlla doğrucu Davut olacaksın. vs. vs. vs.”
Onlar Beşiktaş’ta indiler. Sarıyer’den Kışlaönü’ne gelinceye kadar, meğersem dolmuşta herkesle samimiyeti kurmuş…
Arkada oturan adama, numarasını aldığını arada sırada onu arayacağını, şoföre dönüşte yine onun arabasında gitmek istediğini söyledi. Kalan herkese iyi akşamlar dileyip, bana da,
“İyi akşamlar Ayten Hanım” dedi.
Yine herkes güldü. Aslında ona parayı şoföre ulaştırma görevini verdiğim için çok mutlu olmuştu. Bana da özel iyi akşamlar dilemesi çok hoşuma gitti, iyi ki de gerçek adımı söylemişim. İnsan, çocuklara ya da çocuk kalplilere yalan söyler mi hiç? Canım ya…
Yola inince dönüp el salladı. Şoförde dahil hepimiz el salladık, ona.
Ayten Çağlar
![]()
koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su
Damacana Su Bayiliği Alın :
1- 10.000 Damacana Su Bedava
2- 19 litre Damacana Dolumlar 0.59 TL
3- Bedava demirbaş damacana
4- Full Sebil ve Pompa desteği
5- Full reklam masrafları desteği
6- Tabela , cam ve araç giydirme
Damacana Su Fabrikalarımız:
1- Akdamla Su
2- Damak Su
3- Uludağ Su
Su Bayiliği Başvurusu: 0 532 212 07 46
- Veznedar.com Doğal Bitkisel Takviyeler -
-- Çakşır Köklü Süper Karışım
-- Yüksek Cinsel Başarı - Saatlerce Taş Gibi
-- Erkekte Cinsel Organda Büyüme
-- Yan Etkisi Olmayan Afrodizyak
-- Yanınızda Bulunsun Acil Durumlarda :)
Fiyatı: 119 TL Satın Al
benim annem !Bir anneler gününü daha geride bıraktık. Günler öncesinden reklam kampanyaları başlamıştı. Tüketici toplumunun getirdiği bu günler, satış politikasını ister istemez körüklüyor.
Güneş, tepede parlıyordu. Yağmur sonrası yemyeşil çimenler esen bahar yelinde savruluyor, Yağmurla yıkanmış yollar mis gibi toprak kokuyordu.
50 yıldır çeşitli gazete ve dergilerde yazı ve şiirleri çıkan Erhan Tığlı neredeyse yarım yüzyıldır şiir kitabı yayımlamıyordu. 70 yaşına merhaba dediği günlerden birinde sanki “yaşım yetmiş ama işim bitmemiş” dercesine şiirlerini bir kitapta topladı.Kitabın ilk şiiri Aradığım adını taşıyor. Bir sevgili arıyor ama gözünün yaşıyla değil, alnının teriyle kazanmak istiyor bu sevgiliyi. Emeğiyle doymak istiyor, eğilen beliyle değil. Aradığı dost da alnının akıyla övüneceği bir dost olacak, cebinin parasıyla değil…Baharla Gelen Güzellik şiiri –larla ekleriyle müzik havasına bürünmüş. Yaşama sevinci ve iyimser bir dünya görüşü var bu şiirde: “Bir canlılık gelir doğaya baharla/Çiçekler gelin olur/ Düğün yapar arılarla/ Bayramı kutlar kelebekler/ Köylü dayı güreş tutar tarlalarla(…) sarılar yeşillerle oynaşır/Dans eder maviler allarla…”Tedirgin adlı şiirinde ise “Ben bu bulvarların adamı değilim” diyor. Doğayla koyun koyuna yaşamak istiyor, apartmanları mutluluğa çekilmiş silah olarak görüyor…Kitaba adını veren Büyü şiirini anne babalar dikkatle okumalı. Bir antolojiye de alınan bu şiirinde Tığlı çocuklara, güzelliğe köprü kurmalarını, bilinçsiz uykuyu uyandırmalarını, dokuz köyden kovulmaktan korkmamalarını, onuncu köyü unutmamalarını söylüyor…Kitaptaki şiir başlıkları barış, sevgi ve dostluk mesajları veriyor: Şiirleşsin Dünya, Doğ Güneşim Doğ, Kurtarın Şiirimi, Çiçeğe uzanalım, Benim adım Barış, Aşk Yaşlanmaz, Aşk Evreni, Ağlatmamalı Aşk, Sevmek Gül Dikmektir, Şiirdir Sevgi, Güneş Doğacak…Dizeler de aynı duygu ve düşüncelerle bezenmiş, bizi doğruya iyiye güzele, doğaya, doğallığa, birlik ve dayanışmaya çağırıyor, umut aşılıyor:“Güzellik ateşiyle yan/Şiirleşsin dünyan” (şiirleşsin Dünya)“Hadi dostlar el ele verelim gelin(…) Yaşamayı edelim gelin” (Umut Işığı)“Doğ güneşim doğ/Doğ da kötülüğü, çirkinliği kov” (Doğ Güneşim Doğ)“Yakın hem de çok yakın/Yepyeni bir güneş doğacak” (Neredesin Umut Kaptan)“Gül çocuk gül/ Senin kadar/Güzel olsun yaşamak” (Gül Çocuk Gül)…Şairimiz toplumun aksak yönlerini taşlamalarla dile getirmiş. Niye, Aydın mısın, Deli Aydın, Beni Böyle Sevmeyin, Çelişki, Bir Numaralı Adamın Sonu bu tür şiirlerden… Aşk şiirlerinde bile toplumsal konular dizelerle ya doğrudan ya da dolaylı olarak ele alınmış…Akbaba, Gırgır gibi mizah dergilerinde yazıları çıktığı için olacak, şiirlerinde güldüren düşündüren öğeler çokça yer alıyor. Çelişkilerimizi esprili bir dille göz önüne seriyor:“… Yine el üstünde tutuldu/Ama sıfır oldu…” (Bir Numaralı Adamın Sonu)“Mide açsa yemek ister/Mutlu olmak emek ister/Gerçekleri gören çoktur/ Söylemeye yürek ister” (İster)“Balığı seviyorsun/Tutup yiyorsun/Koyunu seviyorsun/Kesip yiyorsun/Muhabbet kuşunu kafese/Süs balığını akvaryuma hapsediyorsun…” (Beni Böyle Sevmeyin)“Sevişmelerden doğduk/Savaşıyoruz!” (Çelişki)Çocukların diliyle konuşuyor kimi şiirlerinde, onların ağzından kötülüklerle savaşmak gerektiğini vurguluyor. Bu konuyu şu şiirlerde görüyoruz: Gül Çocuk Gül, Oyuncak, Yeni Bir Dünya, İçimdeki Çocuk- Dışımdaki Adam, Gazeli Çocuk, Yitik Çocuk…İşte birkaç örnek:“Tanrım/Öyle bir oyuncak ver ki büyüklere/ Onunla oynamaktan/ Vakit bulamasınlar/Topla tüfekle oynamaya, /oraya buraya bomba atmaya” (Oyuncak)“Masallarda üç elma düşerdi gökten/Şimdi üstüne bombalar düşüyor/…/Kocaman adamların/Bu kadar küçülmelerine/Şaşıyor…” (Gazzeli Çocuk)“Özlemlerime kar yağdı/Dindiremedim/ Çocukluğumu dönme dolaplara/Bindiremedim/…/Elimden tutmadılar benim/Basmadılar bağırlarına/Tinere sığındım/Denize düşenin yılana/Sarıldığı gibi” (Yitik Çocuk)Tığlı sözcük oyunlarına, anlaşılmaz imgelere başvurmuyor, sade, akıcı, açık ve duru sözcüklerle yazıyor şiirlerini ama kimi yerlerde anlamı güçlendirmek için benzetme ve söz sanatları da yapıyor. Bunlar yapmacık değil, ele alınan konuyu vurgulamak için yapılmış:“Umut Işığı”, “Geceyi İçmek”, “Gece Bulut olmuştu”, “Özlemimin Ateş Böcekleri”, “Neredesin Umut Kaptan”, “Aşk Ocağı ve Dost Kucağı”, “Kuyuya Gömülen Aşk”, “Seni Düşünmek- Çiçeklere Bürünmek”, “Sevmek Gül Dikmektir”, “Sabahın İlk Sahipleri”… gibi şiir başlıklarından ne demek istediğimiz anlaşılıyor ama biz seçme dizelerle daha da belirginleştirelim görüşümüzü.“Bir aşk yakamozlanması yok evrenimde/Oysa el ele göz göze, yalınayak/koşmalıydık özlem denizlerine/Mutluluğun sımsıcak kumlarına/Uzanmalıydık birlikte…(…)Balta girmemiş ormanlarda yürür gibiyim/ Kentin kahredici gürültüsü/Tamtam çığlığı beynimde” (Tedirgin)“Gökteki ayla yıldız/Evlerdeki elektrikler u-yandı” (Şiirleşsin Dünya)“Sımsıcak bir sevda soluğuyla/Türküleşsin dünya” (Umut Işığı)“Özlemler tomurcuklansın/Sevinçler kanatlansın/ Yaşamak şaha kalksın” (Doğ Güneşim Doğ)“Ben bir kuyuyum derin mi derin/ Yosun tutmuş öyküsü duvarımda çilenin” (Dipsiz Kuyu)“Geceyi içmek istedim/Gece beni içti” (Geceyi İçmek)“Bencilliğin fildişi kulesinden in/Özveri atına bin” (Gerçek Din)“Gönül kapısının anahtarını/Dostluğun gül elinde bulursun ancak” (Aşk Ocağı…)“Hüzün ordusuyla geliyor/ Çile topu tüfeğiyle” (Aydınlık Nöbette)“Yârin dudağından derlenmiş/Gül tadında/ Bir mektup geldi bana” (Gül Tadı)“Şiirle kurtulurum/Yalnızlığın yaktığı ateşten” (Cennetim Cehennemim)…Kitaptaki şiirleri bütünüyle inceleyenler ona niçin Büyü adını verdiğini sezebilirler. Bence bu söz iki anlamda kullanılmış; şairimiz hem bize küçüklükten kurtul, güzelliklerle büyü demek istiyor hem de şiirin başka bir büyü olduğunu göz önüne seriyor.Yazımı Erhan Tığlı’nın okuyucularına ve aydın kişilere seslendiği Kurtarın Şiirimi şiirinden birkaç dizeyle bitiriyor ve hadi şairlerimizi yalnız bırakmayalım, onları kurtarmak kendimizi de kurtarmaktır bir bakıma yozluklardan, bencil duygulardan, çarpıklıklardan ve de kötülerin, çirkinlerin saltanatlarından diyorum:“Hadi gelin dostlar kurtarın şiirimiAyrık otlarına tutsak olmasın bahçemizSolmasın yârin dudağındaki karanfilimiz”
Yontar


Gecenin tam ortasında ayrılıkla yürek güreşi yaparken, (08.05.2009)
Sakın ola ki seversin aman sevme benden tavsiye